çoçukluk işte.. kavga edersin, dalaşırsın kızarsın bağırırsın.. Hüseyin'e "aptal" dersin, bazanda "manyak"..
diğer arkadaşlarlada arada böyle dalaşmalar oluyordu.. ama yukardan sanki birisi bana kötü kötü bakıyordu ve sarf ettiğim kelimeleri hep biriktiriyordu. ve galiba ben ondan korkuyordum.. ALLAH tı O..
bir gün elimi yüzümü tertemiz yıkadığımı, arsaya gidip at arabasının tekerleğinin üzerine öylece oturduğumu ve günah işlememek için akşama kadar tek kelime etmediğimi hatırlarım..
1.sınıfa ilk başladığım günü hiç unutamam. annemle birlikte gitmiştik ilk gün okula. benim okuduğum sınıf hemzemin katta idi. diğer anneler gibi benim annemde ilk gün beni pencereden seyrediyordu.
ne bileyim, sanki çok değişik duygular içersinde idim o an...
ilk gün öğretmenimi yabancılamıştım. dokunsalar ağlıyacak gibi idim sanki. ilk teneffüsde bahçeye çıkarmıştı annem beni, bir ağacın altında oturtup beslenmemi yedirmişti. yere küçük bir bez parçası sermiş, üzerinede elleri ile doğradığı tabakta, yumurta ve peyniri koymuştu. elleri ile soyduğu yumartayı, büyük bir annelik sevgisi yedirişini hala unutamam..
Artık yavaş yavaş büyümeye ve gözlerim açılmaya başlamıştı. her geçen gün hayatı daha iyi tanıyor, hayat
hakkında daha geniş bilgi sahibi oluyordum..
ama şu an düşündüğümde tuhafıma giden bir olay dahilinde.. daha 6-7 yaşlarında insanlara ALLAH'ı anlatmaya çalışıyordum.. ne yaptığımı, niçin yaptığımı asla bilmeden, hatta ne yaptığımın dahi henüz farkında ve bilincinde olmadan..
öğretmenim bayandı, beni o kadar çok severdiki, hatta çoğu zaman kucaklayıp öpecek kadar..
mahallede en güzel uçutmayı ben yapardım. her kez uçurtmasını gelir bana yaptırırdı. bu uçurtma sevdası
yüzünden azmı azar işittim annemden. hele defterimin ortasından sayfa yırtmama çok kızıyordu. inat bu
ya, bende bir türlü defterimden sayfa koparma alışkanlığından vaz geçemiyordum..
bir gün hiç unutmam, tartıştığım arkadaşımın tutup uçurtmasını yırttım. gerçi o uçurtmayıda ben yapmıştım..
o anda hiç bişi demedi, yanlızca oturdu ve ağladı. ah keşke kalkıp bana bir kaç yumruk vursaydıda ağlamasaydı..
daha sonra okula gittim, ama arkadaşımın ağlayışı bir türlü gözümün önünden gitmiyordu. o kadar büyük vicdan azabı içersine girmiştimki, sınıfta ders esnasında sessiz sessiz ağlıyordum. bütün dersler boyunca bunu nasıl telafi edeceğimi düşündüm.
okulun bitiş saati bir türlü gelmiyorduki gidip bunu telafi edip bu vicdan azabından kurtulayım. ve sonunda
beklenen an gelmiş ve son ders zili çalmıştı. koşa koşa arkadaşımın yanına gittim önce ona bir güzel sarılıp öptüm ve ona en güzellinde bir uçurtma yapmıştım.
şimdi düşünüyorumda o zamanlar 6-7 yaşlarında bir çocuğun bu kadar büyük vicdan azabı içersine girip ağlaması hala beni hayrete düşürüyor.
o zamanlar kışın kar yağması kadar beni hiç bişi mutlu etmiyordu. ablamla birlikte camın kenarına oturur, kar yağması için dua ederdik. kar yağdığı zamanda. kar ın durmaması için dua ederdik.
birlikte arsaya çıkar kar topu oynardık. ama ablamın yüzüne yada saçına hiç kar topu atmazdım, onu o an kar a bulanmış vaziyete görmek beni üzer rahatsız ederdi.
benim zamanımda Ramazan yaz günlerine denk geliyordu. geceleri sahura kalkmak o kadar çok hoşuma gidiyorduki anlatamam. o zamanların ramazan larıda bir başka idi hani. annem güzel güzel börekler açardı. ayva hoşafınıda hiç eksik etmezdi.
nedense çayla kahvaltı yapmayı sevdiğim kadar hiç bir şeyi sevmezdim. sahura kalkardım kalkmasınada bir türlü oruç tutmasını beceremezdim. çünkü sabah kahvaltısını yapacağım diye orucumu bozardım. hadi kahvaltının çekiciliğimi yensem bile bu seferde susuzluğa dayanamazdım. çok susayınca ağzımı çalkalamaya gider. bir yudumdan bişi olmaz diye bir yudum yutar, sonrada daha fazla dayanamaz bardağın tamamını kafama dikerdim.
civciv beslemesini çok severdim. ama bir türlü onların büyüdüklerini görüp mürüvvetlerine şahit olmak nasip olmazdı. nedenmi? çünkü hep kedi kapardı civcivlerimide ondan.
alçak kediler ne olucak. oysa ben kediler üşümesin diye kışın onlara tahdadan ev yapardım. kedilere 'nankör' demelerinin sebebi bence bu olmalı.
benim bir tanede horozum vardı. onu dayım köyden getirmişti. onu çok sever, salıncaklarda sallar, çukulata
yedirirdim. bir gün, iyice büyümüş demekki, üzerime atladı. o kadar korkmuştumki anlatamam. (nankör horoz !!!)
daha sonra tehlikeli olmasın diye haberim olmadan annem horozu kestirmiş. benden habersiz kestirilerdi, çünkü buna dayanamayıp, abartmıyorum 1 ay a yakın ağlayacağımı bilirlerdi. bunun daha önce bir kaç kez tecrübesini yaşamışlardı.
kar lı birgün teyzemle bir yere gidiyoruz bir baktım benim horozu kesmişler, kafasınıda yan bahçeye atmışlar. kafasını karlar üstünde öylece görünce ............. bu noktaları nasıl bir duygu içersine girebileceğimi sen düşün ve öyle doldur.
o zamanlar hayvanlar benim canımın bir parçası idi. soruyorum sana sen canının bir parçasından ayrılabilirmisin?
ondan sonrada tutturdum horozumun kafası üşümesin diye bodruma koyalım.. ne bileyim orada tekrar büyür horoz olur sandım :(
bizim evin bahcesinde birde dut ağacı vardı, ama annem o dut ağacını hiç sevmezdi. neymiş efendim, dutlar yere dökülüp yerleri kirletiyormuş. pöhh mazerete bak hizaya gel! oysa ben o dut ağacınıda severdim. yazın dutlar olduğunda ağaca çıkıp o kadar çok dut yerdimki anlatamam. onun sıkışık dallarında tahdadan ev yapar üzerinde uyurdum. bende az keyfine düşkün değilmişim hani.
bazanda arkadaşlarla bilyalı araba yapar, hepimiz üzerine biner, rampa aşşağı ALLAH ne verdi ise o hızla kayardık. ama her seferinde bir aksilik çıkar araba devrilir ve hepimiz yerlere yuvarlanırdık, sonrada dakikalarca kahkahalarla gülerdik o halimize..
bazanda bir gazoz içebilme uğruna komsunun odunlarını taşırdık.
birgün yine odun taşıyoruz, bir baktım babam geliyor karşıdan. babam beni çok severdi hiç kızmazdı, ama o an benim o halimi görsün istemedim, utanmıştım ondan.
kafamı öne eğdim, yanıma geldi elleri ile kafamı yukarı kaldırdı, gözlerime şevkatle baktı. sonra bahçedeki çeşmede bütün arkadaşlarla birlikte ellerimizi yüzümüzü yıkattırıp, bize o zamanın parası ile baya para verdi, sırf gazoz içebilmemiz için.
zaman artık iyice ilerlemişti ve ben orta okula gidiyordum artık. yaz tatillerinde babamın yanında çalışırdım. o kadar istek ve azimle yapardımki işimi. babam bu yüzden beni aşırı severdi, hatta benimle gurur duyardı. sanki ben ona korkunç bir yaşama sevinci verirdim.
ve zaman yine geçmişti, artık liseye gidiyordum. her zamanki gibi oradada başarılı bir öğrenci idim. ama bir sorunum vardı her kesin kız arkadaşı vardı ama utangaçlığım sebebi ile ben henüz bir kız arkadaşa sahip değildim. kimbilir bu beni içten içe baya etkiliyordu.
aslında arkadaş olmak istediğim birisi vardı ama bir türlü gidip ona açılmaya cesaret edemiyordum. okulun en güzel kızı idi belkide..
hiç unutmuyorum bir gün teneffüs esnasında ağaçların altında otururken bana tanımadığım bir öğrenci bir kağıt getirmişti. kağıdı okuduğumda sevincimden havalara uçmuştum. nedenmi? çünkü bilakis o kız arkadaşlık teklif ediyordu..
lise bittikden sonra bir daha onu görmek kısmet olmadı..
