İstanbul'dan Antalya'ya uçak, oradanda karayolu ile Konya'ya geçme tavsiyelerine kulak tıkayıp, Haydarpaşa garından trenle gitme kararı aldım.. çünkü tren yolculuğunu seviyordum. bunun gerekçesi ise yolda dağları, ovaları koyu yeşillikleri, ırmakları kısaca tabiatı herşeyiyle gözlemleme imkanı bulmamdı..
yani ben oralarda içersine düştüğüm o manevi havayı hiç bir şekilde tarif etmem mümkün değil. siz akşam üstü parlament mavisi göğün insana verdiği, eğzotizmin doruğunda o havayı bilirmisiniz..
oradan kent merkezine ilerleyip Mevlana türbesine girdim,. geniş açılı yüksek tavanlı bir yer. o an bir ney yayını başladıki; mesnevi nin ilk beytlerindeki "dinle bak ney ne diyor, ayrılıklardan nasılda şikayet ediyor. beni kamışlıkdan kestiklerinden beri, inliyor feryadımdan kadın erkek" sözlerindeki o iç yakıcılığın aynısı..
içerde dünyanın her yanından gelmiş bir sürü insan, nerede ise o egzotik ve esrarengiz hava ile ağlamamak için kendilerini zor tutuyor. fakat yükselen burcum yoğun duygulu balık olmamdan dolayı, sanırım ben en zor durumda olandım.. kollarımı bağlayıp duvara yaslandım. ne kadar kendimi tutmaya çalışsamda olan oldu ve yanaklarımdan yaşlar süzülmeye başladı..
kafamı kaldırdığımda bir Fransız turistle göz göze geldik. ...ağlıyordu..
göz göze gelişlerden çabuk utanan biri olarak başımı öne eğdim, fakat çok şaşırtıcı ve apansız bir hareketle yanıma geldi ve sarıldı.. onu itemedim engelleyemedim yada hayır diyemedim. başını omzuma koyup hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam etti.. içinde sanki yüzmilyarlarca yıllık bir dolgunluğu okyanuslar gibi boşaltıyordu..
dışarı çıktım ardımdan geldi. gözlerimin sanki Fransızca bilen rehber aradığını anlamışcasına çat pat Türkçesi ile "hayır gerek yok" dedi.. yanyana yürüyüp konuşmaya başladık. ismi "Aida" imiş, Fransa'da bir üniversitede akademisyenmiş, yıllardır hep gelirmiş.. içimde o "bahçe" ye dair bir çok şeyi gönlüne bıraktım..
yani öyle bir noktadan girdiki yine hayır diyemedim..
bir gün sonra gündüz saat 10 civarı buluştuk. Şems'in mezarına gittik, Selçuklu'ya ait eserlerin bulunduğu yerlerde dolaştık.. şehirde öylece gezdik.. ben anlattım o dinledi.. ben kuğu gibi anlatıyordum, o bebek gibi dinliyordu. ben bebek gibi anlatıyordum, o kuğu gibi dinliyordu..
..akşamleyin kendisini kafilesiyle Fransa'ya uğurladık..
6 ay sonra mail attı, Müslüman olmuş, ismi Aişe imiş..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder