Ziyaretçi Sayısı

OKUDUĞUNUZ YAZILARIN TAMAMININ KAYNAĞI YÜREĞİMDİR.. BLOĞUMDA ALINTIYA YER VERİLMEMEKTEDİR

20 Eylül 2011 Salı

Müslümanlığı Müjdeleyen, Bozulmamış İncil Bulundumu?

Arkadaşlar, bu konu hakkında size kesin olarak "şu şöyledir, bu böyledir" diye birşey söylemeyeceğim fakat, bu konu hakkında sizlerle kendi izlenimlerimi paylaşıp yorumu size bırakacağım..

bu kitabı ben iki kez okudum.. öncelikle., çok hoş, çok akıcı, çok sıcak ve kendime çok yakın bulduğumu söyleyebilirim..

idrakimce Kur'an ayetleri ile örtüşmeyen herhangi bir yerine rastlamadım. hz İsa'nın doğumu yaşantısı ve ölümü tıpkı ayetlerdeki gibi ve hz Muhammed'i müjdeliyor..

bu konuyu dikkate almamın ana sebebi; kitabın karbon testi ile 2000 yıllık olduğu anlaşılması, yani Kur'an dan yaklaşık 600 sene evvel yazılmış olmasıdır..

bu incil'den bir kaç parağraf:

Rahip cevap verdi: "....bize doğruyu söylemen için sana yalvarıyorum. beklediğimiz Tanrı'nın mesihi sen misin?" isa cevap verdi: "Gerçekten ben o değilim, çünkü o, benden önce yaratıldı ve benden sonra gelecektir." (l.&l.ragg, bl:96)
Hazret-i İsa kendisine: "Sen Allah'ın oğlusun diyen Petrus'a çok kızdı. Onu azarladı. Ona: "Sen benden uzaklaş. Çünkü sen fena şeyler söylüyorsun ve bana fenalık yapmak istiyorsun" dedi. Ondan sonra havarilerine dönerek; "Yazıklar olsun bana böyle söyleyenlere! Çünkü, Allah bana bunlara lanet etmek emrini verdi." dedi. (70.bab)

Ben kimsenin günahını affedemem. Günahları ancak Allah affeder. (71.bab)

Ben bu dünyaya, Cenab-ı Hakk'ın dünyaya selamet getirecek olan Resulunun yolunu hazırlamak için geldim. Fakat sizler dikkat ediniz. O gelinceye kadar bir çok yalancı peygamberler çıkabilir. Benim İncil'im bozulabilir. (72.bab)

şimdi sizlerle, bu İncil ile ilgili, Aydoğan vatandaş'ın yazdığı "Apokrifal" isimli kitabından bazı nüanslar paylaşacağım;

Soru: Barnabas İncil'i ile ilgili serüven nasıl başladı?

Cevap: Hikmet Yayınevi'nde çalıştığım dönemdi. 80'lerin başıydı. Bir gün dönemin Malatya Milletvekili İsmail Hakkı Şengüler'in ricasıyla bana, Süryanice papirüsle yazılmış iki sayfa geldi.
Bu sayfalar, bana gelene kadar birçok papaza götürülmüş ancak papazlar, metnin ne olduğunu anlamamışlar. Yaptığım tercüme sonucunda, metnin, Arami dilinde ve Süryani alfabesinde olduğunu ve bunun, Barnabas İncili'nin nüshaları olduğunu tespit ettim.

Soru: Kitap nasıl başlıyordu?

Cevap: Kitabın giriş kısmında; "Alemlerin Rabbi olan Allah tarafından, Mesih'e vahyedileni, ondan duyduğum gibi 48 yıl sonra, aynen duyduğum gibi, Demir Nüsha
olarak yazıyorum. Ben Kıbrıslı Barnabas'ım" ifadeleri vardı.

Soru: Peki, nasıl bulunmuş bu İncil, anlatır mısınız?

Cevap: İncil, 1981 kışında, köylülerin avdan döndükleri bir sırada, şimdi Şırnak sınırları içinde kalan, o vakitler Hakkari sınırları içinde olan Uludere yakınlarında bir mağaraya girmeleriyle bulunuyor. Köpekleri mağarada kayboluyor. Ancak sesinin çok derinden duyulması üzerine, köpeği kurtarmak için ertesi gün uzun urgan sarkıtarak 150 metre aşağıya iniyorlar. Burada taştan yontma bir oda içerisinde, bir lahit ve bazı eşyalarla karşılaşıyorlar.
Önce Hz. İsa Aleyhisselam'a ait bir madalyonu çıkarıyorlar. Bu madalyonun, Paris'te bir müzede saklandığını öğrendim sonra. Lahitin kapağının açılmasının ardından, cesedin üzerinde İncil bulunuyor.İncil, köylülerin üzerinden, o sırada Babat Aşireti Lideri Korucu başı Hazım Babat'ın Babası Ferhan Babat'ın eline geçiyor önce.
Ferhan Babat'ın, İncil'in tarihi değerini anlaması uzun sürmüyor ve İncil'i satmak için girişimlerde bulunuyor. Babat'ın İncil için istediği rakam, 280 bin dolardı. Bu parayı dönemin Malatya milletvekili İsmail Hakkı Şengüler Bey, ödemeyi kabul etmişti. Ferhan Babat'la anlaşmaya varılmıştı. Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan'ın babası Mehmet Ali Arslan ile birlikte, İncil'i teslim almaya gittik. Ancak o sırada beklenmedik bir şey oldu. İncil bize teslim edilemeden Jandarmanın eline geçti. 2 yıl boyunca Jandarma karargahında saklı tutuldu. Ardından o sırada Kemal Başer Paşa'dan alınarak Genelkurmay Özel Harp Dairesi'nin eline geçti.

Soru: Peki, bu İncil'in tercümesi çalışmasına dahil olmanız nasıl haşladı?

Cevap: Ben Malatyalıyım. Turgut Özal, 1983 yılında Başbakan olunca kendisine
 ulaştım. Özal ile tanışırdık. 1986 yılında konuyu kendisine anlattıktan sonra, beni
Özel Harpçi Orgeneral Sami Karamısır Paşa'ya gönderdi. Önce beni epey sorguladılar. Amacımın ne olduğunu anlamak istiyorlardı. Ben, kitabın sadece tercüme boyutuyla ilgilendiğimi söyledim. Ardından İstanbul Balmumcu'da bulunan Özel Harp Karargahı'nda, Sami Karamısır Paşa ve MİT Müsteşarlığı da yapmış olan ve halen
hayatta olanHayri Ündül Paşa'nın görevlendirmesiyle, tercüme çalışmasına başladım.

Soru: Eser size ilk önce nerede gösterildi?

Cevap: Önce Ankara'da bulunan o zamanki adıyla Özel Harp Dairesi Başkanlığı'na gittim. Kitabı ilk orada gördüm. Birkaç demir kapıyı aştıktan sonra ulaşılan bir yerdeydi Kitap. Kitap, 1987 yılındaSami Karamısır Paşa ve Hayri Ündül Paşa'nın bilgisi dahilinde, İstanbul Balmumcu'da bulunan Özel Harp Karargahı'nda tercüme etmem için bana verildi. Ben burada her gün tercüme çalışmalarını yapıyordum. Tercüme parası da bana, Harp Akademileri Komutan Nahit Şenoğul Paşa, tarafından veriliyordu. Nahit Paşa daha sonra bana Harp Akademilerinde Koruyucu Envanter dersleri de verdirtti. Bu süre içerisinde, İncil'in 19 sayfasını da tercüme ettim.

Soru: Kitabın bu bölümüne kadar içeriğinden bahsedebilir misiniz?

Cevap: Tevhit'ten başka bir şey yoktu. Zikrullah vardı. İbadet etmenin önemi, Allah'a eş koşmama. Komşulara yardımcı olma. Lut Kavmi ile ilgili bazı uyarıcı bilgiler ve ibret alınmasını öğütleyen bir kıssa vardı. Dikkatimi çeken bir şey daha vardı. Bir peygamber gelecek, ona tabi olanlar, dolgun başaklar gibi olacaklar!" ayeti vardı.                          

Soru: Sonra ne oldu peki? Neden yarım kaldı tercüme işi?

Cevap: O sırada Zaman Gazetesi'nden gazeteci Ahmet Ersöz Bey konuyla ilgili beni aradı. Bu konuyla ilgili benimle röportaj yapmak istiyordu. Sonra Ahmet Bey, bu İncil'i almak istediklerini söyledi. Ben deNahit Şenoğul Paşa'ya bunu ilettim. Şenoğul Paşa da, kitabın mikrofilmleri için 60 bin dolar istendiğini bana iletti. Ben de Zaman gazetesine giderek, Ahmet Ersöz'e konu ile ilgili tüm bilgileri verdim.
Yanılmıyorsam 1992 ya da 1993'tü. Ahmet Bey, paranın sorun olmadığını ancak mikrofilmlerin nereden çıktığının da belgeli olmasını istedi. Ben de bunu Nahit Paşa'ya ilettim. Bu olayın ardından askerler bir daha beni aramadı. Ben de bir süre sonra Nahit Şenoğul Paşa'ya giderek İncil'in son sayfalarını istedim. Burası son derece önemli. Zira Aziz Barnabas, bu İncil'i 4. nüsha olarak yazmıştı.
Ve İncil'in son sayfalarında, diğer 3 nüshanın nerede olduğunu da ayrıntılı olarak göstermişti. Bu vesileyle İncil'in son bölümlerini de tercüme ettim. Bu bölümleri adeta Fatiha gibi ezberlemiştim. Bu bölümde Hz. İsa'nın, Zaho taraflarında bir Hıristiyan köyüne geldiği de anlatılıyordu.

Soru: Peki, İncil'e Karbon testi yapıldı mı?

Cevap: İncil'in hem kapağına hem de sayfalardaki mürekkebe Karbon testi, İsmail
Hakkı Şengüler beyin girişimleriyle, Zürich'teözel bir kurumda yaptırıldı. Test sonucunda, malzemenin 2000 yılın üzerinde olduğu ortaya çıktı. Malzemenin yapımında; nişastave pamuk hamuru kullanıldığı da tespit edildi. İncil'in son sayfalarında da diğer
nüshaların nerede olduğu açıkça yazıyordu.

Soru: Bu İnciller neredeydi peki?

Cevap: Biri Davut Aleyhisselam'ın sarayında, Golan Tepeleri'nin batısında,
Taberiyye Gölü'nün doğu yamacında bulundu. Bu İncilde Arami dilinde ve İbrani alfabesiyle yazılmıştı.

Soru: Nasıl bulundu bu İncil?

Cevap: Bu İncil, 2002 senesinde bizzat benim girişimlerimle bulundu. Bir Alman
 firmasının sponsorluğunda yaptık kazı çalışmalarını. Bu çalışmaya İsrail eski Cumhurbaşkanı İzhak Rabin'in torunu Viktoria Rabin'in çok büyük katkısı oldu.
Viktoria Hanım, o sırada Boğaziçi Üniversitesi'ndeArkeometri Bölümü'ndeydi. Kendisiyle oradan tanışıyorduk. Dedesinin forsuyla, İncil'i rahat bir şekilde çıkardık. Orada en az bu İncil kadar başka değerli şeyler de bulduk.

Soru: Diğerleri nerede bulundu?

Cevap: Diğer İnciller'den biri, Suudi Arabistan'ın kuzeyinde, Tur Mağarası'nda bulundu. Bu İncil'i de Almanya'da çalışırken bir istihkam Binbaşısı olarak tanıdığım, şimdilerde emekli olmuş bir general olanCemal El Ammari buldu. Bundan bir süre önce de bana iki sayfasını getirdi. Bu İncil de, Barnabas'ın yazdığı İncil'di. Arami dilinde, Rumi alfabeyle yazılmıştı.

Soru: Ya diğeri?

Cevap: O daha bulunmadı. Süleymaniye, Zaho taraflarında bir yerde.

Soru: Peki Otantik Barnabas İncil'i, hala Özel Harp Dairesinin elinde mi?

Cevap: 2000 yılına kadar orada olduğunu biliyorum. Eşref Bitlis Paşa'nın oğlu
Selahaddin, liseden sınıf arkadaşımdı. Bu vasıtayla Eşref Paşa'ya da ulaşmıştım. Daha sonra Hayri Ündül Paşa ve HBB'den bir kameramanın da olduğu bir sırada, hep beraber mağarada incelemelerde bulunmuştuk. Tanıdığım generallerden edindiğim bilgilere göre; İncil, 2000 tarihine kadar hala Özel Harp Dairesi'ndeydi. Nahit Şenoğul Paşa, Harp Akademileri Komutanı olduğu sırada, 1997-1998 yıllarında, bana İncil'in son
sayfalarını da verdi. O sayfalarda:
"O ağzını açtı konuştu. Bir daha aranızda bulunmayacağım. Sen altını biriktirme. Onlar savaşta ölen şehitlerin; yetimlerinin ve dullarının malıdır. Sen, herkes için gönderilmiş bir peygambersin."ayeti vardı.
Orgeneral Nahit Şenoğul Paşa'nın verdiği Barnabas İncili'nin son sayfalarında; bu demir levhaların nasıl yapıldığı ve Davut Aleyhisselam'ın kendi eliyle yazdığı Aramice Zebur ve Harun Aleyhisselam'ın bakır levhalara yazdığı, On Emir'in nerede olduğuna ilişkin bilgiler de vardı.
Bu son sayfalarda bulunan bölümlerde, Barnabas'ın, 4. nüshayı Davut Aleyhisselam'ın sarayında yazdığını anladım. İsrail eski Cumhurbaşkanı İzhak Rabin'in torunu Viktoria Hanım ile birlikte; Davut Aleyhisselam'ın sarayında, bir Alman şirketinin sponsorluğunda kazı yaptık.
Bu kazı sırasında hem II. İncil'i hem de On Emir'i bulduk. Bu İncil de, Arami dilinde yazılmıştı. Victoria Hanım, Etiyopya'dan getirilen bir Yahudi tarafından öldürüldü. Bu olayda İsrail Gizli Servisi'nin etkisi oldu. Victoria Hanım öldürüldüğünde, 27 yaşındaydı. Yaptığım tercümeyi okuduktan sonra, Müslüman olmuştu.

Soru: Peki siz tehdit edildiniz mi bu olayla ilgili olarak?

Cevap: 2003 yılında hastanede geçirdiğim kanser ameliyatı sonrasında, İsrail Büyükelçisi tarafından tehdit edildim. Büyükelçi ve yardımcıları tarafından, bana artık hiçbir şekilde bu konuyla uğraşmamam gerektiği söylendi. "İncil'i tercüme etmeyeceksin" dediler. "Aksi takdirde ilkokul diplomamı, Malatya'daki nüfus kaydını, lise kayıt defterini, üniversite kayıtlarını, yani hayatınla ilgili tüm hayati belgelerini sileriz" dediler.
Soru: Ama yine de tercümeyi yaptınız öyle mi?
Cevap: Evet.

Soru: Kimin için yaptınız bu tercümeyi?

Cevap: Bu tercümeyi Almanca ve İngilizce olarak yaptım. Yunanistan'da, Markos Yayıncılık için yaptım.
Soru: Bu İncil, Genelkurmay için tercümesini yaptığınız İncil'le aynı mıydı?

Cevap: Evet. Genelkurmaydaki İncil'in tek farkı, tefsirli oluşuydu. Barnabas, Hakkari'de bulunan İncil'e bazı şerhler düşmüştü.

Soru: Peki Yunanistan'da bulunan Yayınevine bu İncil satıldı mı?

Cevap: Evet. Hem de son derece düşük bir fiyat karşısında. 60 bin dolar kadar. Bana 15 bin dolar tercüme parası verilecekti. Ama paramı vermediler.

Soru: Kim aracı olmuştu bu alışverişte?

Cevap: Veli Küçük'ün yaveri olduğu söylenen Adem Taşdemir adında bir arkadaş.

Soru: Peki bu İncil, İsrail'de bulunmadı mı?

Cevap: Evet.

Soru: Türkiye'ye nasıl sokuldu peki?

Cevap: Bunu Türkiye'ye sokan emekli bir üst düzey askerdi. Kendisini, Tuğgeneralliği sırasında tanımıştım. Viktoria Hanım kendisinden yardım istedi. Babasıyla Amerika'da beraber okumuşlar bir dönem. Tanışıyorlardı yani. Komutan, eseri, önce İtalya'ya götürdü.

Soru: Vatikan'a mı verilecekti?

Cevap: Evet. 350 bin Avro karşılığında, Vatikan bu İncil'i almak istedi. Ama Viktorya Hanım buna razı olmadı ve bunu engelledi. Bu arada Kardinal Mario'nun şöyle dediğini hatırlıyorum:
"Gökten İsa gelse bile, biz sistemimizi değiştirmeyiz. Biz bu kitabı, kütüphanemize koymak için almak istiyoruz."

Soru: Sonra ne oldu?

Cevap: Kitabı iade ettiler. Ben bu İncil'in mikrofilmlerini almayı başardım.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Follow @istanbuuli